14 Kasım 2016 Pazartesi

oda

Dört yıldır içeride olduğu bir kapıdan hemen çıkmıştı,
içeride tüketecek bir şey kalmadığını anladığında.
Bin duvarlı bin bir kapılı dev beyaz odanın ortasında kalmıştı sonra.
Odanın tavanı gökyüzüne açılıyordu. 
Işık gözlerini alıyordu.
Geriye kalan bin kapının arkasında keşfedilecek bin farklı odası olduğunu zannediyordu,
çaldığı bütün kapılar açılırdı,
odaların hepsi ona ait sandı,
yanıldı.

Onu orada şaşkın şaşkın etrafını incelerken görsen kimse, onun hevesini kırmak istemedi.
Kimse,
bazı kapıların açılmadığını,
bazı kapıların duvara çıktığını,
bazı kapıların uçurumlara düştüğünü söylemek istemedi.
Sakince beklediler,
sessizce seyrettiler yenilişini.

O ise farketti izlendiğini, aldırmadı;
her zaman yaptığını yaptı.
İnandığı şeyde ısrar etti;
kapılardan birisi güneşli günlerin çiçekli çayırlarına açılıyordu.
Emindi. Biliyordu.

Durum biraz değişti ama bu sıralar.
Sessizce seyredilmiyor artık,
sakince beklemiyorlar.
Bildiğini yapabilmesi için müdahaleleri göz ardı edebilmesi,
yükselen sesleri bastırabilmesi için müziğin sesini artırması lazım.
Kaç kapıyı duvara açtı,
kaç kapıyı boşluğa attı tam bilmiyor sayıyı.
Saymayı bırakalı üç ay oldu, bunu biliyor sadece.

Pes etmedi.
Ama durdu, dinleniyor.
Soruyor bazen kendi kendine uykuya dalmadan biraz önce;
"Bu kadar seçeneğin içinde nasıl oldu da boşlukta kaldım?"