15 Aralık 2016 Perşembe

harita

Gözlerini açtığında, daha dün “belki yarın uyanınca farklı hissederim” fikriyle astığı yıldız haritasını yapıştırdığı tavana lanet okuyordu.
Oraya isterse dünyanın en harika manzarasını çizebilirdi.
Lakin; tavan tavandı işte ve bu gerçeği birgün gerçekten gökyüzünün altında uyumaya karar verene kadar hiçbir boya kalıntısı değiştiremezdi.
Dirseğinin üzerinde doğrulduğunda, belinden sırtına doğru yükselen ağrı dile gelse “14 saatlik uyku” derdi.
Uyku yalnızlıktan kaçma çabasıydı.
Boşa çıkan çabası.
Yatağında uyuyup, karanlık bir kuyunun dibinde uyanıyordu rüyalarında.
Hiçbir şey o kadar iyi gitmiyordu ve o kadar dipteydi ki; adım attığı yer bataklığa dönüşüyordu ve her seferinde daha da aşağı iniyordu.
İyi hissedebilmenin ve gökyüzünün bile bir sonu vardı; bulutların üzerinde çıkabilirdin
ama kötü hissedebilmenin ve aşağı inişin bir sonu yoktu,
Dünyanın merkezi, aptal bir kitabın büyük yalanıydı.
Sonsuza kadar berbat hissedebilirdin, mutlu değil.
Böyle düşünüyordu, tam olarak.
"Tanrı bizi hiç sevmiyor!" diye düşündü sonra, ama hemen utandı bu düşüncesinden, sırt ağrısına tekrar kaydı aklı.
Şikayet etmiyor ve "senden kötü durumda olanlar var” vari cümlelerini teselli sananların boğazına tıkıyor tesellilerini.
Kimsenin tesellisini de istemiyor zaten.
Teselli acı çekenler için; ölenler için değil zira.
"Keşke çok acı çekiyor olsaydım, en azından neyle savaştığımı bilirdim."

14.

14 Kasım 2016 Pazartesi

oda

Dört yıldır içeride olduğu bir kapıdan hemen çıkmıştı,
içeride tüketecek bir şey kalmadığını anladığında.
Bin duvarlı bin bir kapılı dev beyaz odanın ortasında kalmıştı sonra.
Odanın tavanı gökyüzüne açılıyordu. 
Işık gözlerini alıyordu.
Geriye kalan bin kapının arkasında keşfedilecek bin farklı odası olduğunu zannediyordu,
çaldığı bütün kapılar açılırdı,
odaların hepsi ona ait sandı,
yanıldı.

Onu orada şaşkın şaşkın etrafını incelerken görsen kimse, onun hevesini kırmak istemedi.
Kimse,
bazı kapıların açılmadığını,
bazı kapıların duvara çıktığını,
bazı kapıların uçurumlara düştüğünü söylemek istemedi.
Sakince beklediler,
sessizce seyrettiler yenilişini.

O ise farketti izlendiğini, aldırmadı;
her zaman yaptığını yaptı.
İnandığı şeyde ısrar etti;
kapılardan birisi güneşli günlerin çiçekli çayırlarına açılıyordu.
Emindi. Biliyordu.

Durum biraz değişti ama bu sıralar.
Sessizce seyredilmiyor artık,
sakince beklemiyorlar.
Bildiğini yapabilmesi için müdahaleleri göz ardı edebilmesi,
yükselen sesleri bastırabilmesi için müziğin sesini artırması lazım.
Kaç kapıyı duvara açtı,
kaç kapıyı boşluğa attı tam bilmiyor sayıyı.
Saymayı bırakalı üç ay oldu, bunu biliyor sadece.

Pes etmedi.
Ama durdu, dinleniyor.
Soruyor bazen kendi kendine uykuya dalmadan biraz önce;
"Bu kadar seçeneğin içinde nasıl oldu da boşlukta kaldım?"

24 Ekim 2015 Cumartesi

kapı

Aklına gitme fikri düştüğünde yaşı on beşti.
Karar verdiğinde henüz reşit değildi, on yedi gibi bir şey.
Yola çıktığında ise on dokuz.

Aslında, nerede, ne zaman ve neden yola çıktığını sorarsanız,
cevaplayamaz.
Varış noktasıyla ilgili bilgi edinmek isterseniz,
emin olmadığını söyler ve konuyu kapatmaya çalışır.
Çünkü gerçekten emin değil,
bilmiyor.
Çünkü hala gidiyor.

Cebindeki anahtarlık bile ona ağırlık yapıyordu,
anlatsam inanmazsınız.
Evinin kapısından geri geri gidiyordu ayakları.
Ne kadar yürürse yürüsün yetmediğini hissediyordu
kilometreleri sürüklüyordu peşinden her seferinde.
Yine de işe yaramıyordu,
tekrar eve dönmek zorunda olduğunu bilmek yolları yürünmemiş yapıyordu
çünkü.

Evin anahtarlarının üzerine çekti bir gece kapıyı.
O kadar hızlı çekti ki, midesine dolandı çelik kapıdan çıkan ses dalgaları.
Ve anladı, sahip olduğu son hücresine kadar.
O'nun evi gitmekti.

Derin bir nefes aldı.

30 Kasım 2014 Pazar

sokak lambası

Karşılıklı dokunulmamaktan biriken yoğun elektrik, bir gün daha fazla katlanılamaz hale geldi ve cılız bir sokak lambasının altında, gökyüzü manzaralı soğuk bir toprağın üzerinde sabaha kalmadan tüketildi.
Sabaha sol tarafında güzel bir hatayla uyandı.
Eline aldığı kalemlerden, kulağına gelen müziklere kadar ve yürüdüğü yolları da dahil edersek, uzunca bir süre yaptığı hatayı hatırlatan hatta bunu sırtında ağır bir yük gibi evden çıktığı her yere taşıyacağını bilse yine de yapardı.

İnanmazsın, gitti yine de.
Hayatının ikinci evresi böylece başladı.
Beş yıl daha yaşlandı.
Canını bu kadar derinden yakan şeyin adı özlem gibi bir şey oldu,
açık kapı bırakmadığı için dönemedi.
Bazı geceler uyuyamadı.
Bazı kitaplara dokunamadı, bazı şarkılardan kaçtı ve eve giderken yolunu uzattı.
İçinde mutlu suratlar olan bir fotoğrafa ağladı birgün.
Kendine geldi biraz, sonra biraz daha ağladı.
Eskiden ne kadar huzursuz ve mutlu olduğunu düşündü çoğunlukla.
Kimleydim, neredeydim, nasıl eğlendim, ne kadar düşündüm diye düşünürken geçmişe gömüldü en sonunda.
Bir gece ağlama kriziyle uyandı.
Hayatında ilk defa sakinleştirci kullandı ve yapay uykularda boğuldu.
Kimseyle konuşacak bir şeyi kalmadı sonra
tanıdığı herkesi öldürdü, kendini gittikçe daha derine gömdü.

Bir ay geçti.
İki ay, üç, dört beş.
Derken yıl.
2014.
Aylardan Mart.
Bu gece uyumayalım.
Yürüyecek ne çok yol var.

24 Ekim 2014 Cuma

anahtar

"Şimdiye kadar hiç ağlayarak yürümediğim sokağımda yirminci yılımı dondurdum,
ve şimdi,
bir istisna yaratarak kenarda dursun,
sağ elimi gözlerime sanki karşıdan güneş vuruyormuş gibi siper ettim bir akşam,
bil bakalım neyi saklamak için.
Yürüyorum.
Yolun sonu ev.

Sebebini sorsalar geçerli bir açıklama yapamam.
Anlatırsam ve 'Sen bunları aşalı Everestler yaratıldı.' dese biri utanırım.
Bu yüzden, ilk sağdan döndüm, sonra çalışmayan belediyeye teşekkürler ederek
sokak lambaları çalışmayan asfalta saptım.
İç çekişimi duyma ihtimali olan insanlardan,
şaşkın
ve acıyarak
ve meraklı
bakan bütün insanlardan kaçarak buraya geldim.
Tamamen yalnızım,
bil bakalım kime yakalandım?

Beynimin kafatasına yaptığı baskı bütün hislerimi bloke etti
sonra
her şeyi durdurdum.
Sokağın sonu; ev.
Ben geldim."

Sonra "Yürüdüğüm yolun sonunda ulaşacağım bir evim,
öğün geçiştirmeye yeterli birkaç parçayı satın almaya yetecek üç beş kuruşum,
neler olup bittiğini anlamaya yetecek kadar aklım varsa, üstesinden gelemeyeceğim
bir şey kaldı
mı?" diye düşündü kendi kendine.
Her şeyin geçtiğini de sandı.
Anahtarı çevirdi.